TARİHSEL YANLIŞLARDAN ARINMAK

Türk futbolu 2018  yılında “ÜRETİM” kulvarına girecekse, bir asrı çoktan devirmiş “Tarihsel Yanlışlar” konularını bilmek, konuşmak ve arınmak zorundadır.

KULÜPLERİN KURULUŞ GÜNLERİ

Türk futbolunun “Kuruluş Dönemi” ile ilgili bilgiler,kulüplerin ‘Futbol Kulübü’ yapısında oluştuğunu gösteriyor: “İlk federe spor örgütleri…özyönetim modelleriydi.Gerçekten de,anılan kulüplerin kurucu-yönetici  üyeleriyle futbol alanlarına çıkan ilk onbirlerini karşılaştırdığımızda, sözgelişi, ( Osmanlı tebalıların kurduğu ilk Türk kulübü Siyah Çoraplar)  Black Stockings’in 10 kurucu üyesinden 8’inin,Galatasaray’ın 9 yöneticisinden 7’sinin, Fenerbahçe’nin de 5 kurucusundan 5’inin ‘eylemli sporcu’ olduklarını,kulüp işlerini çekip çevirmek için aralarında başkan,genel sekreter,genel kaptan ve üyelerden oluşan dörtlü bir işlevsel işbölümü planı geliştirdiklerini görüyoruz.(K.Fişek-S.Yönetimi S/222)

1922 YILININ AYAK SESLERİ

M.Emin Âli Paşa zamanında (1815) Galatasaray Sultanisi’ne Fransa’dan Marioux  adında bir jimnastik hocası getirilir… Galatasaray Sultani’sinde Morioux’nun  jimnastik derslerinde çok başarılı olan Faik Üstünidman,günü gelir kendi  okulunda ünlü bir  jimnastik öğretmeni olur Ve o da jimnastikçi olarak Selim Sırrı Tarcan’ı yetiştirir.Ancak jimnastiğinTürkiye’ye ‘ akrobatları tatmin eden’ bir özel jimnastik türü ile girmiş olması”  çok önemli üç sonuca yol açar :(K.Fişek-S.Yönetimi)

1.SONUÇ”tam bir askeri talim egzersizlerine benzeyen,kişide sıkı bir disiplin ve körü körüne itaati amaçlayan bu jimnastik programlarına tepki olarak”  Galatasaray Sultani’si bahçesinde futbola başlayan beşinci sınıf öğrencileri,1905 yılında,Ali Sami Yen Başkanlığında Galatasaray  Kulübünü kurarlar…Ve okul bahçesinden taşan futbol,halkın bir numaralı sporu olarak günümüze kadar ulaşır..

………………………………………………………….

2.SONUÇ- Gelişmelerin ikinci ayağında “İlmi ve Fenni İsveç Jimnastiği” yer alır .Selim Sırrı Tarcan,1909 yılında İsveç’e gider.Dönüşünde “İsveç’e pazularımla gittim,kafamla döndüm” diyerek,hocası Faik Üstünidman ve arkadaşı Mazhar Kazancı gibi  aletli jimnastik ustaları ile köprüleri atar… “Selim Sırrı Tarcan,Erkek Öğretmen Okulu gibi bir büyük imkana sahip olduğundan ve bu okulda yetiştirdiği genç beden eğitimi öğretmenlerini yurdun dört yanına ‘İsveç jimnastiği’ ile dolu olarak yolladığından” bu büyük rekabeti kazanır.

3.SONUÇ-Türkiye spor tarihi üstüne yapılan istisnasız bütün araştırmacıların birleştikleri tek nokta,Selim Sırrı Tarcan’ın 1907 yılında Uluslar arası Olimpiyat komitesi Türkiye temsilciliğine getirildiği ve İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra Osmanlı Olimpiyat Cemiyeti’ni kurduğudur.”

 4.SONUÇ- Basketbol ve Voleybol federasyonuları sitelerinde şu anlatımlar dikkat çekicidir.

“ 18 Kasım 1920’de Cağaloğlu’ndaki Öğretmen Okulu’nun bahçesinde Selim Sırrı Tarcan tarafından bir spor şöleni düzenlendi.Şölene o sırada YMCA örgütünün spor sorumlusu bulunan Dr.Diver de katıldı.Basketbolun doğduğu yer olan Springfield’den mezun olan Dr.Diver’in “Basketbol öğretmek” teklifini Tarcan olumlu karşıladı.Diver’in verdiği derslerden sonra 4 Nisan 1921 günü Yüksek Öğretmen Okulu bahçesinde okul takımı ile YMCA’nın Amerikalılardan  kurulu takımı karşılaştı.YMCA  örgütü Genel Başkanı Stricker’in yönettiği maç 18-24 Amerikalıların lehine sonuçlandı.”

Voleybol  tarihinde de benzer satırlar yer almaktadır: “Voleybol Türkiye’ye 1919 yılında Amerikalılar tarafından getirilmiştir.Bu sporu Türkiye’ye tanıtan kişidir.Dr.Deaver bir Y.M.C.A üyesidir…Aynı zamanda Cağaloğlu’nda bulunan Erkek Muallim Mektebinde beden eğitimi öğretmeni Selim Sırrı Tarcan Y.M.C.A derneğinde oynanan voleybolla ilgilenmiş ve öğrencilerine bu sporu öğretmiştir.1920-1924 yılları arasında Selim SırrıTarcan’ın yetiştirdiği öğretmenler,voleybol öğretmeni olarak görev aldıkları bu sporu götürmüşler,yayılmasına neden olmuşlardır.

Üçüncü boyutun sonunda okulların bahçeleri ve salonları basket potaları ve voleybol direkleriyle dolar…

………………………………………………………………..

ÇOK SPORLU FEDERASYON ve KULÜP YAPISINA GEÇİŞ

Türkiye’de sporun örgütlenmesiyle ilgili ilk adım,Galatasaray’ın eski futbolcularından Yusuf Ziya Öniş’in İsviçre’den tahsilden dönerken,beraberinde getirdiği İsviçre Spor Teşkilatı Tüzüğü’nün Ali Sami Yen,Burhan Felek…ile birlikte tercüme edilmesiyle atıldıYine adı geçen şahısların çabalarıyla bir araya gelen spor kulüplerinin  temsilcileri  Türk sporunun ilk örgütü olan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’nın ortaya çıkarılması yolunda çalışmalara başlamışlardı …                   Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı 1922 yılı Nisan ayında resmi makamlar tarafından resmen tescil olunmuş”…31 Temmuz 1922 günü …ilk yönetim kurulu seçilmişti.”(Türk Futbol Tarihi)

Yukarıdaki şemada görüldüğü gibi (K.Fişek-Spor Yönetimi S/284) Türkiye futbol federasyonu 1922 yılında “ÇOK DALLI ” bir yapıda TÜRKİYE İDMAN CEMİYETLERİ İTTİFAKI  çatısı altında kurulmuştur.Kurthan Fişek’in vurguladığı gibi  Türkiye futbolunun temeli,’GÖNÜLLÜ SPOR BİRLİKLERİ” yönetim modeli ile OLİMPİYATÇILIK AKIMI‘nın düşünsel çerçevesinde atılmıştır.

Bu yapı kabul edilen tüzüğündeki şu iki madde ile hem kendisini,hem de çatısı altına aldığı kulüpleri günümüze  kadar tartışılmaz biçimde etkilemiştir : 1)”Bu birliğe ,ana tüzüğünde özellikle  profesyonelliği,kumarı,içkiyi ve siyaseti yasaklayan  kulüpler katılabilirler.” 2)”İttifakın bütün hidematının (hizmetlerinin) fahri (gönüllü) ve meccani (parasız)olması” öngörülür.

1951 yılında kabul edilen profesyonellik.talimatında dahi konu  bir  ek çözüm  olarak şu vurgulama ile yer alır : ” Beden Terbiyesi Teşkilatı’na bağlı her kulüp profesyonel futbol şubesi kurabilir.Bu durum kulübün amatörlük vasfını ihlal etmez (T.Futbol Tarihi/S 86)

………………………………………………………….

Bu tarihsel sürecin günümüze yansıyan özeti şudur:

  1. Türkiye Federasyonu Yönetim Kurulu “Fahri(gönüllü),mecani (Parasız) çalışma geleneğinde mi ? Evet…Bu demektir ki, federasyon yönetiminde  ‘tam gün‘ esasında çalışılamaz ve liyakatı olsa da, parası olmayan buralara kolay kolay gelemez.

  2. Kulüpler hala amatör yapıda profesyonel işleri yürütüyor mu? Borçlar dağları aşmış kökten çözüm bekliyor mu?Üretim durmuş mu?Evet…O halde bu yapı sürdürülemez.

  3. Adı ‘amatör dallar‘olan branşlar futbol gelirlerinden pay  alarak profesyonel aşamaya geçme çelişkisini yaşıyor mu? Evet…O halde kulüpler “Futbol Kulübü” yapısına geçmelidir.

  4. Türk futbolunun yüz yıldır çözemediği “temel eğitim” sorunu devam ediyor mu? Evet…O halde futbol eğitiminin temelleri yeniden atılmalıdır.                                                                    O halde çözümün ilk adımı, Türk futbolu tarihsel yanlışlardan arınmak adına,aşağıdaki şemayı tartışmaya başlamalıdır.

Uncategorized kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TARİHİN ANALİZİ

Elde dosdoğru araştırma verileri olmayan futbolumuzda, benim gibi olanların “sınama-yanılma” yöntemine başvurmaları kaçınılmazdır.Ben uzun yıllar öncesinden “Tarihsel Gelişim” sürecinden dersler çıkarmak zorunda olduğumu öğrendim.Geldiğim noktada ,üç dönemin kesin çizgileriyle var olduğunu belirledim: 1) 1905 öncesi 2) 1905-1923 süreci 3) 1923’den günümüze uzanan çizgi…

Bu üç evrenin yapısını anlayabilmek için “SPOR PİRAMİDİ” denilen basamaklamanın bilinmesi gerekir.Bir spor dalının kalkınmışlık boyutunun iki yönü vardır : Spor dalının ülke sathına “YAYILMA“sı ve kalite göstergesi olarak dikey GELİŞME çizgisinin yükselmesi…

 Brezilya Dünyanın en çok futbolcu ihraç eden ülkesidir.Bu ülkenin üretim sisteminin simgesi olarak Rio plajları gösterilir.Bunun yanında Brazilya’lı PELE de dünyanın en büyük futbolcusu olarak nitelenir.Ve futbolda kalkınma ilişkisi şöyle dillendirilir: Rio kumsalında ne kadar çocuk futbol oynarsa o kadar PELE çıkma ihtimali vardır.Ne kadar çok Pele’ler çıkarsa o kadar çok çocuk kumsalda top oynamaya gider…

BİZDE SPORUN PİRAMİDİ 

1980  yılında Prof.Dr.Kurthan Fişek’in Spor Yönetimi kitabı elime geçinceye kadar,Batıdaki spor anlayışı ile Osmanlı spor geleneğinin karşılaştırılmasını hiç düşünmemiştim.Kitabı okuyunca beni şaşkınlığa düşüren şey sporun Osmanlı’da ulaştığı derinlik oldu.Özellikle halka mal olmuş “güreş piramidi”nden  günümüz futbol çözümleri adına çok şey öğrenebileceğimiz gerçeğini düşündükçe şaşkınlığım daha da artı…Konunun futbola sağlayacağı katkıyı düşünerek,rahmetli Kurthan Fişek hoca’dan alıntılarla bir özet sunmaya karar verdim.(Spor Yönetimi S/214)

Kökenleri bakımından en eski çağdaş benzerleri bakımından “kulüp” olgusuna daha yakın ilk yapı “spor tekkesi” diye anacağımız örgüttür…Osmanlı imparatorluğunun yayılma döneminde her alınan yere böyle bir tekkenin kurularak,yörenin güçlü gençlerinin pehlivan olarak yetiştirilmeleri için imkanlar sağlanmıştır.

Az nüfuslu olan “köy” yerleşme merkezlerinde iyi pehlivan olacakların gereksinmelerinin köy halkınca ortaklaşa karşılanmasına dayalı bir tür imece geliştirilmiş  ve “temel eğitim“e dayalı AMATÖR yapının yüz yıllar öncesi  kurulduğu tarihte yerini almıştır…

Görece daha çok nüfuslu kasabalarda spor desteklerinin “YARI PROFESYONEL” yapıya uygun bir şekilde “Ahi Teşkilatı ” tarafından gerçekleştirildiğini öğreniyoruz…

Çok sporculu yerleşme merkezlerinde ise,”VAKIF” yönetimine gidildiğini ve PROFESYONEL aşamaya geçildiğini anlıyoruz.  Bu örgütlenmenin 700 yıldır var olan KIRKPINAR GÜREŞLERİ   organizasyonunun bu günlere uzandığını  görüyoruz..

Bu sistem, 1800’lü yılların ikinci yarısında ürettiği “cihan pehlivanları” ile Dünyaya “Türk Gibi Kuvvetli” sözünü kabul ettirmiş ve   doğru yapılanmanın somut örneği olmuştur…

BATI SPORUNUN DURUMU

19.yüz yıl ikinci yarısında,Batı’da “Okul jimnastiği- Modern Olimpiyat oyunları-Futbol-Basketbol “ gibi sportif akımlar gelişmeye başlamıştır…Bu akımlar 20.yüzyıl başından itibaren bizi de çok büyük ölçüde etkilemiştir…Bu etkilerin derinliğini anlamak için tarihin kulvarında biraz daha gezinmemiz gerekecektir…

1890’lı yılların başında Fransız Baron de Coubertin, “Modern Olimpiyat Oyunları” denilen sportif organizasyonu kurmaya karar verir.Karar verir ama,Avrupa’da kafasındaki tasarıma uygun bir model yoktur.Coubertin geriye dönüp baktığı zaman “Orta Çağ” denilen sporun bin yıl yasak olduğu boşluğu görür…Böyle bir ortamda Baron de Coubertin referansını bin yıl öncesi eski Yunan olimpiyat oyunlarından  alır…1894 yılında “Uluslararası Olimpiyat Komitesi“ni kurar…

Ve tartışmasız biçimde  iki kural koyar : 1) Eski olimpiyat oyunlarında olduğu gibi,yarışmalar  yalnız “AMATÖR” olanlara açıktır. 2) Yarışmalar “Daha HIZLI,daha YÜKSEK,daha GÜÇLÜ” anlamına gelen (Citius-Altius-Fortius) sözcükleriyle ifade edilen amaçlar doğrultusunda yapılacaktır…

Ortada çok büyük bir çelişki vardır : Olimpik yarışmalara amatör,yani boş zamanları değerlendirme  biçiminde hazırlanılacak,ama orada rekorlar kırılacaktır…Tarihsel akışı içinde Olimpiyat Oyunları milletlerin ilgisini çeken dev organizasyonlara dönüşmüş ve rekorlar üstüne rekorlar kırılmıştır…Bu rekorların arkasındaki itici güç,görmemezliğe gelinen “GİZLİ PROFESYONELLİK” olmuştur.Bugün dahi adı “amatör dallar” olan olimpik branşlarda milyon dolarlar uçuşmaktadır…

BATIDA FUTBOL AKIMI

İngiltere’de ilk kulüp olarak 1857 yılında “SHEFFİELD” tarihe geçer…Bundan altı yıl sonra  1863’de Londra’da İngiliz Futbol Federasyonu (FA) kurulur.Olayın bundan sonraki gelişimini Kutlu Merih’in anlatımından öğrenelim : “…Kulüpler arası rekabet ve taraftar baskıları en iyi oyuncuları takıma katmayı gerektirdiğinden 1880’lerde  özellikle İngiltere’nin kuzeyinde oyunculara düzenli fakat gizli ödemeler yapılmaya başlandı.1884’de kulüpler şayet profesyonelizm  yasal hale getirilmez ise FA düzeninden çıkarak bağımsız davranacaklarını deklare ettiler…Bundan sonraki yılda FA profesyonelliği yasal hale getirdi.”

Bu gelişim çizgisinde İngiltere’de ve giderek dünyada “FUTBOL KULÜBÜ” (FC) modeli yayılmaya başlar…

TARİHE DAMGA VURAN TEMEL YANLIŞIMIZ

20.yüzyıl başında “AMATÖRLÜK ÜLKÜSÜ” ülke aydınları arasında büyük bir rüzgar olarak esmektedir…Bu ortamda kulüpleri yönetecek federasyonun temelini 1922 yılında atanlar  iki seçenek ile karşı karşıyadırlar : Ya “Türk Güreş Piramidi” geleneğinden veya İngiltere modelinden yararlanıp federasyonu/kulüpleri  “PROFESYONEL ” yapıya oturtacaklar,ya da “AMATÖR” yapılanmayı seçeceklerdir…

1922 yılında kurulan ve içinde futbolun da yer aldığı “İDMAN CEMİYETLERİ İTTİFAKI” kuruluşunun tüzüğünde şu maddeye yer verirler : ” Bu birliğe,ana tüzüğünde özellikle PROFESYONELLİĞİ,kumarı,içkiyi ve siyaseti yasaklayan kulüpler katılabilirler.”

Kesin olarak bildiğim odur ki,”TEMEL TERCİH” niteliğindeki bu tarihi karar,Türk futbolunu günümüze kadar çok derinden etkilemiştir.Şemada görüldüğü gibi futbol piramidinin tepesi 29 yıl koparılmış,günümüze kadar da profesyonellik amatör yapıya eklemlenmiş halde yaşamıştır.Futbolun “15 yaş altı” temeli ise okullarda 1980’lere kadar yasaklanmıştır…

Gelecek günlerde kulüplerin sırtına yüklenen “amatör dallar” olayını,profesyonellik yasağının 1951 yılında kaldırılmasının günümüze yansıyan öyküsünü anlatacağım.Futbolun okullarda yasaklanmasının doğurduğu sonuçları dile getireceğim.

 

Uncategorized kategorisine gönderildi | Yorum yapın

YAKALANAN 2 ŞANS

İkibinli yılların başında Haluk Ulusoy federasyonu zamanında kazanılan dünya üçüncülüğü, gelecekle ilgi ümitleri çoşturmuştu.

Yine aynı dönemde FİFA Türk futbolunu da ilgilendiren bir yol haritası yayınlamış ve “Yarının Futbolcusu” profilini net biçimde ortaya koymuştu…

Bir başka umut sunan gelişme olarak, aynı yıllarda UEFA’nın zorunlu projeleri gündeme gelmişti. TFF bu projelere uymayı taahhüt etmişti…

Üstüne üstlük Şenes Erzik de UEFA’da üst düzey yöneticilik sınıfına geçmişti…

Sonuç olarak Türk futbolunun ufkunda “iyimserlik havası” doruklara çıkmıştı…

Artık “olacakları kadar olamamış” yeteneklerimiz FİFA’nin öngördüğü ‘yarının futbolcusu’ standardında ve UEFA kriterleri desteğinde, uluslararası yarışmalarda Dünya üçüncülüğünden öte  başarılara koşacaklardır… Teknik adamlarımız Avrupa’da aranır olacaklardır…

Kulüplerimiz “Mali-İdari-Sportif-Altyapı ve Hukuki” kriterler disiplinine oturacaktır…

…………………………………………………

Artık sorumluların kafasında ulaşılacak UEFA “HEDEFLER“i  gecenin karanlığında dağın tepesinde yanan ışık gibi parlamalıydı…

Varılmak istenen hedef ile “VAR OLAN DURUM” arasına kalın hatlarla bir “STRATEJİK YOL” çizilmeliydi…”UYGULAMA” sırasında sapmalar olursa, gidiş revize edilerek stratejik yola dönülmeli ve hedefe ulaşmada mesafe kat edilmeliydi… Şayet pratikte “GÜNÜ KURTARMA” kararlarında ısrar edilirse, karanlıkta kaybolma riski bilinmeliydi…

………………………………………………..

Heyhat!.. Geldiğimiz tablo da gösteriyor ki, gelişmeler hep günü kurtarma kararlarına dönüşmüş  ve Türk futbolu “80 milyonluk ülkede neden futbolcu üretilmiyor?” sorusunun mengenesine on yıldan fazla süredir sıkışmıştır… Bir başka anlatımla, Türk futbolu “ÜRETMEYEN” ve tam anlamıyla dış transfere dayalı “TÜKETEN” bir yapıyı sürdürür olmuştur. Aşağıdaki tablo bunun bir örneğidir :

2017-2018 sezonunda şampiyon olan Galatasaray’ın 34 golünü Gomis isimli futbolcu atmıştır… Aynı sezonda Türkiye Kupası’nı, Fenerbahçe’yi yenen Akhisarspor kazandı. Akhisarspor’un gollerini Miguel Lopez, Sissoko ve Barbossa kaydetti… Fenerbahçe’nin golleri ise Fernandao ve Josef de Souza’dan geldi.”

Bu yolda,Türkiye’de profesyonel futbol dalı olan kulüplerin borçları dağları aşmıştır.………………………………………………………..

Şimdi gündemdeki en önemli  çelişki  şudur :

 ” Dibe vuruş“u herkes görüyor ama herkes yepyeni bir durumla karşılaşmış gibi  “Dipden Çıkış”  yolunu kimse konuşmuyor…

Oysa soruna parmak basma arayışları 47 yıl öncesinden başlayarak sürmüştür :

YIL 1971… Dönemin ünlü federasyon başkanı Hasan Polat futboldan anladığı varsayılan 167  kişi ile üç günlük bir “Futbol Şurası” yapıyor.

Futbolun sorunlarının çözümünü aramak üzere 9  komisyon kuruluyor. Tam çalışmalar başlayacakken, Muhterem Özyurt söz alıyor ve şunları söylüyor : Türk futbolunun kurtuluşu için 9 komisyon kuruldu. Oysa bu düzenlemeleri yapacak kurum hasta. Federasyonun reorganize edilmesi için bir komisyon daha kurulmasını teklif ediyorum…” Teklif kabul edilmiyor…

YIL 1985… Kemal Ulusu federasyonda 4 kişiden oluşan ve benim de içinde bulunduğum (Araştırma-Planlama-Eğitim-Denetim) APED kurulunu kuruyor… Kurulun başkanı Yılmaz Yücetürk  UEFA’dan 20 yıl önce “KULÜP YETERLİLİK BELGESİ” tanımını Türk futbol tarihinde kayda geçiriyor.

YIL 1985… Başbakan Turgut Özal’ın düzenlediği toplantıda 17 konuşmacı arasında bir tek ben şunu söylüyorum :”Profesyonel Futbol Federasyonu’nun ‘İdari ve Mali Özerkliği‘ olmalıdır… Konu 1989 yılından bu güne uygulamaya giriyor.

YIL 1985… Erdoğan Ünver federasyonu döneminde “5  YILLIK KALKINMA PLANI“nı hazırlıyorum. Orada lig düzenlemesi bölümünde şunu öngörüyorum:”Tam ve yarı profesyonel lig sınırları çizilir. Bu noktadan sonra bölgesel ligde şampiyon olmak yanında ‘TAM PROFESYONELLİK YETERLİLİK ŞARTLARI’ aranır.

YIL 1990… İlk Şenes Erzik federasyonu’nda “profesyonel kulüpleri araştırma”  projesini uygulamaya sokuyorum. Araştırma kriterlerini UEFA’dan 15 yıl önce (Zorunlu Harcamalar+Tesisler+Kadrolar) olarak belirliyorum. Araştırma sonuçları feci… Yönetim tarafından sağlıklı araştırma yapılmadığı gerekçesiyle uygulamadan kaldırılıyor.

YIL 2004… UEFA kurslarının araştırılması için İngiltere’ye gönderilen ekipte yer alıyorum. Yaptığım araştırma sonucu, yetkililere  “fizik kondisyon” konularına neden çok az yer verildiğini soruyorum.Verdikleri cevap şu: “Bizdeki gibi “kondisyonerlik kursları açın…”...İki yıl sonra İngilizler UEFA adına Türkiye’de  ilk kursları uygulamaya sokuyorlar. Orada da aynı soru soruluyor ve verilen cevap aynı oluyor… TFF  10 yıl sonra “performans kursu” adı altında iki  kurs açıyor. Yani on yıl boyunca UEFA kurslarında yeterli fizik kondisyon kursu verilmiyor. İki kurs ile beş bin kulüp, on bin takım için bunlar yeter yargısına varılıyor.

YIL 2009… Mahmut Özgener federasyonu dönemi; çok kapsamlı bir “kulüp altyapı” araştırması organize ediyorum. Genel anlamda tablo gene içler acısı durumda. Sadece 8 takım iyi durumda gözüküyor… Bu büyük araştırma da rafa kalkıyor.

YIL 2014… Yıldırım Demirören federasyonu zamanında son bir defa profesyonel kulüp altyapıları ile ilgili çok kapsamlı bir araştırmayı organize ediyorum. Olumsuz tablonun devam ettiğini belirliyorum… Konu unutulup gidiyor…

 Tarihi belgeler gösteriyor ki, Türk futbolunda “Perşembe’nin gelişi“ni, yani bugünün tablosunu  30 yıldır Çarşambadan  belgeleyen  bir kişiyim… Eh bu bana gelecek Perşembe’leri konuşmak hakkını da veriyor olsa da, artık yaşlandığımı ve yorulduğumu hissediyor ve de  sakin bir hayata geçiyorum…

YAKALANAN BİRİNCİ ŞANS

 2018 yılı Temmuz ayına geldiğimizde Türk toplumu ekonomik gelişmeler sonucu  bambaşka şeyler konuşmaya başlıyor:

Aslında Türk ekonomisinin  geneli için gündeme gelmiş “yol haritası” futbolumuzun özeli için yazılmış, (büyük şans olacak) reçeteyi gündeme getiriyor : 1) “ÜRETİM” sistemine geçilecek 2) “KATMA DEĞERİ YÜKSEK FUTBOLCU“ların  yetiştirilmesi amaçlanacak 3) Bunların içinden en iyileri “İHRAÇ” edilecek 4) Kulüp bütçeleri “CARİ AÇIK“tan kurtulup, artı sayılara geçecek….

YAKALANAN İKİNCİ ŞANS

Türk futbolunun  kapısını çalan büyük şansın devamında, bir başka gerçek  gündemimizde duruyor : Türkiye Futbol Federasyonu seçimli GENEL KURULU, 2019 Haziran’ında yapılacak…

Türk futbolu bu genel kurula, Futbol Federasyonu’nda gerçekleştirilecek yapısal “DÖNÜŞÜM” ile girmek  zorundadır.

Ben bu dönüşümde  11 konuda yeniden yapılanmayı,8 konuda ise yanlışların düzeltilmesini öngörüyorum.

Türk futbolunun en eski antrenörlerinden birisi olarak, herkesi büyük “DÖNÜŞÜM” şansına  katkı sunmaya davet ediyorum.

 

 

 

 

Uncategorized kategorisine gönderildi | Yorum yapın